Kayıtlar

Mart, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Akciğer Naklinin Tarihçesi -2.16- Flexner - Doku Dışında Organ ve Damar Nakli Yapılması Mümkün Olabilir

Resim
  Akciğer Naklinin Tarihçesi -2.16- Flexner - Doku Dışında Organ ve Damar Nakli Yapılması Mümkün Olabilir    Simon Flexner (1863-1946)   1907 'de Chicago Üniversitesi'nde Amerikalı tıp araştırmacısı Simon Flexner, " Patolojide Eğilimler " (Tendencies in Pathology) adlı makalesinde tıp tarihini değiştirecek cesur bir öngörüde bulundu. " Yalnızca dokular değil cerrahi müdahale ile hastalıklı insan organlarının sağlıklı olanlarla değiştirilmesi de mümkün olabilir… Atardamarlar, mide, böbrekler ve kalp gibi " ifadeleriyle, o dönem için devrim niteliğinde bir vizyon ortaya koydu.   Bu iddia özellikle dikkat çekiciydi ve tıp dünyasında büyük yankı uyandırdı, çünkü o yıllarda kalbe müdahale etmek büyük bir tabuydu. "Hocaların hocası" olarak anılan cerrah Christian Albert Theodor Billroth, 1882'de “ İnsan kalbini ameliyat etmek en iyi ihtimalle aptallık, en kötü ihtimalle cehalettir ” diyerek bu organa dokunmanın ne denli riskli görüldüğünü ortaya koym...

Akciğer Naklinin Tarihçesi -2.15- Zirm - Canlı Donörden İlk Başarılı Kornea Nakli

Resim
  Akciğer Naklinin Tarihçesi -2.15- Zirm - Canlı Donörden İlk Başarılı Kornea Nakli    Eduard Konrad Zirm (1887-1948)   Kornea nakli konusunda ilk başarılı deneyler, hayvanlar üzerinde yapıldı.  1837  yılında  Samuel L. L. Bigger (1809-1891) , henüz ölmemiş yaralı bir ceylandan, yani  canlı bir donörden  aldığı kornea dokusunu başka bir ceylana 1835 yılında başarıyla naklettiğini raporladı. Bu çalışma, ilk başarılı  allogreft  (aynı türden farklı bireyler arası) denemesi olarak tarihe geçti ve ilerleyen yıllarda insanlar üzerinde gerçekleştirilecek nakiller için önemli bir temel oluşturdu. Eduard Zirm, Bigger'ın başarılı kornea nakli deneyinde canlı donör kullanıldığı ayrıntısını gözden kaçırmamıştı.   Avusturyalı göz doktoru Zirm'e başvuran hasta, 45 yaşındaki tarım işçisi  Alois Glogar 'dı. Glogar, kireç yanığına maruz kalmış ve bu nedenle korneaları saydamlığını kaybederek beyaz-gri renge dönmüştü. Muhtemelen ...

Akciğer Naklinin Tarihçesi -2.14- Landsteiner, Kan Gruplarının Keşfi ve Kan Uyumunun Kritik Önemi

Resim
Akciğer Naklinin Tarihçesi -2.14-  Landsteiner, Kan Gruplarının Keşfi ve Kan Uyumunun Kritik Önemi      Karl Otto Landsteiner'in (14 Haziran 1868-26 Haziran 1943) - Bağışıklık Sisteminin Tepkisini İlk Kez Bilimsel Olarak raporladı   Kan ve organ naklinin güvenli hale gelmesinde en büyük katkılardan biri, Avusturyalı bilim insanı  Landsteiner 'in çalışmalarıyla gerçekleşti. O dönemde  kanın ve dokunun biyolojik bir 'parmak izi' taşıdığı henüz bilinmiyor; tüm insanların aynı hayati sıvıyı ve organ yapısını paylaştığı yanılgısı hakimiyetini koruyordu.  Her bireyin dokusunda ve kanında taşıdığı kalıtsal farklılıklar henüz keşfedilmediği için nakil süreçleri büyük bir belirsizlik içinde ilerliyordu. Kan nakilleri, donörden alıcıya doğrudan, ameliyathane ortamında ve cerrahi tekniklerle yapılıyordu; kanın pıhtılaşmasını önleyen antikoagülan maddeler henüz bulunmadığı için kanı saklamak mümkün değildi. Bu durum, transfüzyonu rutin bir işlem olmaktan çıka...

Akciğer Naklinin Tarihçesi -2.13.8- Antibiyotiğin Keşfinin Tarihçesi

Resim
  Akciğer Naklinin Tarihçesi -2.13.8- Antibiyotiğin Keşfinin Tarihçesi   Gosio’nun Başladığı İşi Bitirelim...     Antibiyotiklerin tarihi aslında antik çağlara kadar uzanıyor. Eski Mısır'da, tarihin ilk piramidi olan 6 basamaklı Zoser Piramidi'ni inşa eden ünlü vezir ve yazılı tarihte ismi bilinen ilk doktor olan  İmhotep (M.Ö. 2667-2648) , açık yaraların tedavisi için taze et, bal, yağ ve "küflü ekmek" kullanılmasını önermiştir.  M.Ö. 2700 ’lerde yazdığı reçeteler, enfeksiyon hastalıklarına karşı bilinen ilk tedavi yöntemlerini içerir. Bu uygulamalar, küflerin antibakteriyel etkisinin fark edildiğini gösterir.   Nübye mumyaları üzerinde yapılan çalışmalar, bu insanların vücutlarında yüksek miktarda  tetrasiklin  bulunduğunu ortaya koymuştur. Bu durum, o dönemde üretilen bira ve fermente gıdaların tetrasiklin içerdiğini düşündürmektedir. Benzer şekilde, Çin, Sırbistan, Yunanistan ve Roma'da da küflü ekmek, bal, kuru incir, kuru...